21 Aralık 2010 Salı

Meltem

.


















G: Meltem, memnun kalacağın bir gün nasıl başlasın ve nasıl bitsin?

M: Bir tatil günü olsun, arkadaşım kahvaltıyı hazırlayıp beni çağırsın. Radyoda sabah programı olsun. Meğer o gün arabayla gezme günü değil miymiş? Aaa, tabii, ben hemen hazırlanayım ve sürücü koltuğunun yanında yerimi alayım. Çok gezip fotoğraf çekip yorulduktan sonra bir balıkçıda yemek yiyelim ve son biraları da televizyon karşısında devirelim.

G: İstanbul'da yaşamaktan memnun musun? Alternatif olarak neresi olabilir?

M: Memnun muyum, değil miyim, bilmiyorum. O kadar alıştım ki İstanbul'un ritmine, sanki başka bir yaşam tarzı görmemişim gibi. Çok kalabalık olduğundan çok yorucu buluyorum ve her fırsatta dinlenmeye çalışıyorum. O zaman da kıymetini bilmiyormuşum gibime geliyor. İstanbul dışında iklimi yüzünden Ege ya da Akdeniz sahillerinde yaşamak isterim.

G: Senin evini çok beğeniyorum. Ama hayalindeki ev nasıl, tarif edebilir misin?

M: Ben de şimdiki evimi çok seviyorum. Hayalimdeki ev, beş-on dönüm bahçesi olan bir-iki katlı bir çiftlik evi. Mutfak geniş ve aydınlık. Ortalıkta hayvanlar dolaşıyor. Ama artık bu hayalden ben pek emin değilim. Bir kere, o koca evi kışın nasıl ısıtacağım? Neticede şu an İstanbul'da bir apartman dairesinde yaşıyorum ve bahçe falan olmadan da küçücük evin içinde gayet güzel vakit geçirebiliyorum.

G: Okul hayatını sevdin mi? En sevdiğin dersler hangileriydi?

M: Sevdiğimi hiç hatırlamıyorum. Sanırım otomatiğe bağlayıp gidiyordum. En sevdiğim ders diye bir şey de yok bende. Resim dersiysi herhalde. Ama ders başlıyor diye bir çoşku hissettiğimi de hatırlamıyorum. Bunadım herhalde.

G: Hayatındaki para kazanma şekli nedir?

M: Milli Piyango ve Lotto. Para öylesine bir yerlerden gelivermeli. Emeklilik maaşı mesela.

G: Şu sıralarda yapmaktan en çok hoşlandığın 3 şey ne?

M: Kanepeye uzanıp dışardaki çınara ya da tavana bakmak, şarap içmek, internette chat yapmak ve devamındaki gelişmeler.

G: Giyim tarzını tarif eder misin? Neye göre seçersin o gün giyeceğin kıyafeti?

M: Spor. Esnek kumaşlar. Gömlek bile giyemiyorum. Üstüme giydikten sonra kıyafeti unutabilmem lâzım. Kolumu kaldırınca da, koşunca da farketmemem lâzım. Kıyafet seçimi bir gece öncesinden yapılıyor ama sabahki beş dakkada tamamen değişebiliyor. Önce pantalona karar veriliyor sonra hava durumuna ve o gün özel bir şey olup olmadığına göre üzerine ne giyileceğine. Erken çıkıp geç geldiğim için genelde lahana tarzı giyiniyorum.

G: Takip edip sevdiğin moda tasarımcıları var mı?

M: Yok.

G: Evini kiminle paylaşıyorsun? Adı ne? Kaç yıldır seninle?

M: Bir kedim var. Adı Koşu. Hayvan on yıldır bana katlanıyor.

G: Herşey ayarlandı, gözün arkanda kalmadan dünyanın herhangi bir yerinde 1 ay zaman geçireceksin. Burası neresi olsun? Neden?

M:Sıcak bir yer olmalı ki ısınmakla uğraşmayalım. Klasik, güneş-deniz-kum üçlüsü. Dünyanın herhangi bir yeri olabilir. Öyle uzaklarda gözüm yok; Ege, Akdeniz yeterli. Yazın denizde insan kendini istese de pek kötü hissedemiyor. Yalnız yanıma bir de arkadaş lâzım, yoksa keyfi tam çıkmıyor.

G: İcra edebildiğin el sanatları, el becerisi var mı? Bunlara ek olarak ne öğrenmek isterdin?

M: Örgü, tığ işi, kağıt kesip biçme, on parmak bilgisayar, dikiş, piyano, flüt vs. Ek olarak bir şey öğrenmeye gerek duymuyorum ama halı dokumasını öğrenebilirim. ( Günsel'in notu: Meltem Fransa'da yaşarken sepet örmesini de öğrenmişti.)

G: Hatta, sıkı bir kursla öğrenmek istediğin birşey var mı hayatta?

M: At binmeyi öğrenmek. Üç defa başladım sonu gelmedi.

G: Cevdet Paşa tarihiyle ilgili bir kitap çevirmiştin. Dipnotlarıyla, metniyle çok çetin bir cevizdi bence. Şimdi hatırlayınca ne hissediyorsun o günlerle ilgili? En severek yaptığın çeviri hangisi oldu?

M: Artık bir şey hissetmiyorum da, düşününce, bir türlü bitmeyen zorlu bir "ek" iş olduğundan uzun süre sıkıntıyla dolaştığımı hatırlıyorum. Aslında bu bende, az ya da çok yoğunlukta, her çeviri için geçerli. Kabul ettiğim andan itibaren bitene kadar bir baskı altındayım. Sanırım en sevdiğim çeviriler iş için gerekli olan, anlık, kısa kısa olanlar. Yani çevirmek için araştırma yapmam gerekmeyen, kendi bildiklerimin yettiği çeviriler.




Meltem Arun, kütüphaneci ve çevirmen, İstanbul'da yaşıyor ve kendi deyimiyle "sekseninden önce hayatta yönünü bulmayı umuyor".

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder